11 Nisan 2010 Pazar

İnternet

msn, google talk, skype, facebook, twitter, frienfeed, ekşiözlük, formspring, blog, bakespace, okumasitesi ... internet detoxuna girmem lazım. ama dur, önce bi maillerime bakayım :)

18 Aralık 2009 Cuma

EF-YU-Sİ-KEY!!!!



Canım okuyucum, önce üsttekinin sesini aç, böyle sözlere takılarak dinlerken  oku aşağıdakileri, istediğim etkiyi ancak böyle yakalayabilirim. Hadi bakalım.


Çok fazla Star Trek izlemekten mi, Star Wars'a ciddi ciddi gönül vermekten mi bilmiyorum, uzayla ilgii bir şeylerin sürekli beni engellediğini düşünüyorum. Kozmik olarak bana gıcıklığı var evrenin.  'Hah işte oldu bu sefer, kesin kırdım bacağını şeytanın' derken, şeytan koltuk değneğiyle, topallaya topallaya yapıyor yine her türlü -af buyrun- piçliği.




Karmam bozuk zannediyordum, ama gecen gece uyumadım, sabaha kadar düşündüm. Annem, babam ve iki üç ufak tefek olay dışında insanları kırmışlığım yok. Ergenliğim geride kaldı, o zamanlar yaptığım terbiyesizliklerin hepsini telafi ettim. E daha ne, nedir bu peşimi bırakmayan My Name Is Earl vakası?

Ofsaytın ne olduğunu bilmesem de, takım bile tutmasam da, gol attıktan sonra, ofsayt bayrağını kaldıran hakeme elleri arkada koşan, tükürük ve mukus saçan futbolcu gibiyim. Yani tabi daha az mukuslu ve tükürüklü. (gribim de şu sıralar)

Bir arkadaşıma 'Neden böyle?' diye danıştığımda, olayların çok da üstüne düşmememi, 'koy kaba etine, rahvan gitsin' dediğini hatırlıyorum. Allah kahretmesin, o zamandan beri daha da fazla düşüyorum her küçük, minik, ufacık ayrıntının üstüne. Manyağım galiba.

Ama tüm bu şanssızlığın üstüne, aptalca bir optimizm var üstümde. Mazoşistçe biraz. 

Tünelin sonundaki ışığı gördüm, çökmeyecek inşallah bu sefer üzerime.


6 Aralık 2009 Pazar

Lahana

3 sene aynı mevzuya takıldıktan sonra, mevzunun ne kadar saçma olduğunu farketmek,  bir kelimeyi ard arda çok fazla tekrar edince anlamını yitirmesine benziyor. Mesela lahana, lahana, lahana,lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana, lahana?



dinle bak bunu: BUNU. (The Last Shadow Puppets- My Mistakes Were Made For You)

5 Aralık 2009 Cumartesi

Öyle



Yağmur yağdığında fönlü saçları bozulmasına, mor şemsiyesi kırılmasına, ayakkabıların ıslanmasına rağmen sevinen bir tek ben mi varım? Beyaz sabunu hala çok seven, ütü yaparken depresyondan çıkan, sabahları sırf 5-10 dakika yatakta hayal kurabilmek içn saati daha erkene kuran, birini uzaktan sevmeyi, onun yanında olmaktan daha çok seven, film izlerken patlmış mısır yerine tuzlu ay çekirdeği yiyen,berbat giyinen erkekleri beğenen, animelerde ara ara çıkan abartı ifadelere bayılan, kocaman burunlu insanları beğenen, ingiliz aksanıyla küfretmeye bayılan, TDK gibi herkesi düzeltmesine rağmen tarzanca konuşan bir tek ben kaldım galiba. 
İtiraf edeyim bütün bu tuhaflıkların sadece bende olabileceği duygusu inanılmaz bir zek veriyor.


18 Kasım 2009 Çarşamba

NorMAL

Geçen gün sınavdan çıkıp, kahvaltıya gittik. Göğüsleri, göbeği, kolları, bacakları açıkta bi kızla gay bi çocuk gördük. Kız bikininin üstüne minicik bi elbise giymiş, geziyo. Benim üstümde kazak, hırka, mont, atkı, bot falan var. İlginç.

Anneme dedim ki, blog yaptım bak, oku, gurur duy kızınla. Annem de, 'böyle şeylere zaman harcayacağına ders çalış' dedi. Ben de Okey dedim.

Annemler Ankaradan koli gönderdi, yolda olması lazım, çok heyecanlıyım. Bu gün gelecek, düşünsenize  (sizli bizli konuşuyorum, aramıza mesafe sokayım, bana saygı duy  okur), içinden kim bilir neler çıkacak?

Yok be, o kadar da merak etmiyorum, biliyorum içinden çıkacaları: Siyah deri çantam, 4 tane kazak, hesap makinası.

Ben küçükkken babamın Amerikaya taşınma projesi vardı. İlkokul ikinci sınıftaydım galiba. Sınıfta arkadaşlarıma hava atmak için anlattığımda, ağlayanlar, 'merveee gitmeee' diye çırpınanlar olmuştu. Amerika'ya taşınmadık tabi.O günden sonra bir daha o kadar sevilmedim arkadaşlarım tarafından. Ama siz beni seviyosunuz dimi? (Yazar burda kendisini okuyan birileri olduğunu varsayıyor.)

Bana dün biri 'hayatım' dedi. Ben de okey dedim.

Babamın bi arkadaşı vardı, ufak tefek, serçe parmakalarında altın yüzük olan, bacak bacak üstüne atıp şekerim, hayatım kelimelerini çok kullanan. Anneme demiştim ki, 'anne bu amca top mu', o da 'yok kızım evli o' demişti.

Kuzenlerimden biri annemin marmelat yapmak için altığı 1 kasa şeftaliyi bitirmişti.Vay öküz.

Kuzenlerimden biri de bir kasa kivi yemiş, zehirlendi. Kivide portakaldakinden 6 kat daha fazla C vitamini olduğunu biliyor muydunuz?



Başka bir kuzenim küçükken, emeklerken dönüp dolaşıp dayımın ayak başparmağını emerdi. Dayımın ayaklarını görseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Kendisi şimdi platin saçları, uggları, kaynak gözlüğü kıvamındaki güneş gözlüğü ve kolunu kıvırarak taktığı çantasıyla adeta bir Victoria Beckham Jr.

Dayımın ayakları hayatı boyunca yara bere içindeydi. Hala öyle. Futbol oynarken sakatlanması, ayakkabı vurması (bir ayağınn 43  diğerinin 42,5 olduğunu söylüyor),üstünden araba geçmesi, parmaklarını kırması, tırnaklarının çıkması vs. vs. vs.

Tarih hocam var, böyle 50 yaşlarında, karizma abidesi bir adam. Bana bi kere 'pretty' bi kere de ' noble' dedi, çok me'sudum. Ayrıntıları sonra anlatırım.

Bazen uggları beğeniyorum. Ama bazen.

Dünya üstünde İsviçre çakısına sahip olup, efektif bir biçim de kullanabilen tek kız olabilirim. Kendimi özel hissediyorum şu an.

Bloggerdaki 'kazanç sağlayın' butonuna basarsam herşeyin çok güzel olacağı gibi bir his oluştu içimde.

Bak bunu dinle, huzur bul. Huzur burda. (Wim Mertens-Close Cover)

Ve fekat, yazarın resmi worth1000 den çalması, logoyu kesecek kadar terbiyesiz olması...

Get to Know Me!

Bazen eve gitmek istiyorum, ama evdeyken de burayı özlüyorum.

Başkalarının bloglarını okurken ben de bir blog yapayım diyorum, ama şimdiye kadar 3 blog yapıp kapattım.
Bazen elime kalem kağıdı alıp onlarca sayfa yazıyorum, bazen adımı yazmaya üşeniyorum.
Bazen elimdeki filmleri izleyeyim diyorum, sonra ondan da bıkıyorum.

Arkadaşlarımla buluşlurken kitapçı önlerinde randevu veriyorum, sonra onları beklerken cebimdeki tüm parayla kitap alıyorum.
Okuncak kitaplar listemde 2 milyon madde var.
İzlenecek filmler, animeler listem de epey kabarık.

Çoğu zaman hiçbir şey yapmadan ders çalışmam gerekiyor ama onu da beceremiyorum.
Çalışmaya çalışmak, oturup adam  gibi çalışmaktan daha fazla vaktimi alıyor.

Plan yapmak planları uygulamaktan daha fazla vaktimi alıyor.
Liste çıkarmak için harcadığım enerjiyi bilime fenne harcasaydım, mutfak aletleriyle atomu parçalamıştım. (evet, başkasının esprisinden esinlendim.Ne var?)

Başkalarının ağzından kendimle dalaşmayı seviyorum. Kafamda seninle tartışıyo olabilrim şu an. Zaten çoğu insanla da iletişim kurma yöntemim bu: Tartışma.

Flört etmeye çalışmak için beni sinirlendirmeye çalışan erkeklerden nefret ediyorum. (nasıl bi cümle bu)
Flört etmeye çalışmak için aşırı derecede iltifat edenlerden de...

Dijital saatte simetriyi yakaladığımda dilek tutmayı seviyorum.Mesela şu an 10:10.Hmmm...


Ama en çok Morrisseyi seviyorum galiba.

Bu arada Clumsy and Shy, the Smiths'in 1987 çıkışlı albümü World Won't Listen'ın Half a Person şarkısından apartma.